İçeriğe geç
Serkan Şimşek
Genel Yayın Yönetmeni
Serkan Şimşek

Burdur’da Asıl Mesele Kavga Değil, Devlet Yönetimidir.

26 Ağustos 2026 5 dk okuma 635

Bir milletvekilinin eleştirisi elbette değerlidir. Ama bürokrasiye yöneltilen her eleştirinin, kamu yönetiminin işleyişini ve devletin kurumsal yapısını tartışmaya açmasına da dikkat etmek gerekir.

Burdur son günlerde alışık olmadığı bir siyasi tartışmanın içerisinde.

AK Parti Burdur Milletvekili Prof. Dr. Adem Korkmaz’ın, isim vermeden Vali Tülay Baydar Bilgihan’ı hedef alan açıklamaları, artık sıradan bir siyasi eleştirinin ötesine geçmiş durumda.

Korkmaz; “oligarşik sistem”, “kayyum”, “halka ve siyasilere ayar çekilemez” gibi oldukça ağır ifadeler kullanıyor. İl Özel İdaresi üzerinden de seçilmiş iradenin bürokrasi karşısında geri plana itildiğini savunuyor.

Peki gerçekten mesele nedir?

Bence burada önce şu soruyu sormak gerekiyor:

Burdur’da devlet yönetimi ile siyaset arasındaki sınırlar nerede başlayıp nerede bitiyor?

Çünkü bir milletvekili seçilmiş iradenin temsilcisidir. Vali ise devletin ve hükümetin ildeki temsilcisidir.

İkisinin görevi aynı değildir.

Ve tam da bu nedenle bir milletvekilinin bürokrasi üzerindeki her tasarrufu “siyasetin hakkı”, bir valinin aldığı her idari kararın da “bürokratik vesayet” olarak değerlendirilmesi doğru değildir.

Vali, siyasetin değil devletin makamıdır

Tülay Baydar Bilgihan bugün Burdur Valisi olarak görev yapıyor. Burdur Valiliği’nin resmi protokol listesinde de Vali Bilgihan ile birlikte milletvekilleri, belediye başkanı ve diğer kamu yöneticileri ayrı görev ve sorumluluk alanlarıyla sıralanıyor.

Bu ayrım çok önemli.

Çünkü valilik makamı bir siyasi makam değildir.

Vali, seçim kazanmak için değil; devletin işleyişini sağlamak, kamu hizmetlerinin koordinasyonunu yürütmek, kanunların uygulanmasını gözetmek ve kamu düzenini sağlamak için görev yapar.

Dolayısıyla bir valinin aldığı idari karar, bir milletvekilinin siyasi beklentisiyle örtüşmediğinde bunu hemen “oligarşi” veya “kayyum anlayışı” olarak tanımlamak, tartışmayı çözmek yerine daha da sertleştirebilir.

Üstelik ortada gerçekten hukuka aykırı bir işlem varsa bunun yolu da bellidir.

Belge ortaya konur.

Kararın hangi mevzuata aykırı olduğu açıklanır.

İlgili mercilere başvurulur.

Gerekirse yargı yolu işletilir.

Ama kamu yönetimindeki her anlaşmazlığı siyasi bir “kavga” olarak tarif etmek, Burdur’un ihtiyacı olan şey değildir.

Vali Bilgihan’ı savunmak neden gerekli?

Burada Vali Tülay Baydar Bilgihan’ı savunmak, yapılan her idari işlemi koşulsuz doğru kabul etmek anlamına gelmez.

Tam tersine mesele, makamın itibarını korumaktır.

Bugün bir vali hakkında “kayyum mantığı”, “oligarşik yönetim”, “siyasetçilere ayar çekme” gibi ifadeler kullanılıyorsa, kamuoyunun da bunun karşısında şu soruyu sorması gerekir:

Bu ağır suçlamaların somut dayanağı nedir?

Çünkü siyasetçinin eleştiri hakkı ne kadar önemliyse, kamu görevlisinin de kanıtlanmamış suçlamalar karşısında korunması aynı derecede önemlidir.

Kaldı ki Vali Bilgihan’ın kamuoyuna yansıyan çalışmalarına baktığımızda yalnızca makamında oturan bir bürokrat görüntüsü de yok.

Vatandaşların taleplerini dinleyen, ilgili kurumlara talimat ve yönlendirmelerde bulunan, sahada incelemeler yapan bir mülki idare amiri profili görüyoruz. Nitekim geçtiğimiz günlerde vatandaşların taleplerini dinlediği ve konuların ilgili kurumlara aktarılması sürecini takip ettiği haberleştirildi.

Daha önce de Milletvekili Adem Korkmaz ile birlikte tarım arazilerinde incelemelerde bulunarak üreticilerin sorunlarını dinlediği resmi Valilik kayıtlarına yansımış durumda.

Dolayısıyla bugün ortaya çıkan tabloyu yalnızca “vali siyasete karşı” şeklinde okumak, elimizdeki bütün tabloyu görmemek olur.

Seçilmiş olmak, her yetkinin sahibi olmak değildir

Adem Korkmaz’ın açıklamalarında en fazla dikkat çeken noktalardan biri “seçilmiş irade” vurgusu.

Bu vurgu demokratik açıdan elbette değerlidir.

Ancak demokrasinin yalnızca seçim sandığından ibaret olmadığını da hatırlamak gerekir.

Demokrasi aynı zamanda kurumların birbirlerinin görev alanlarına saygı göstermesidir.

Milletvekili milletin temsilcisidir.

Vali devletin ildeki temsilcisidir.

İl Genel Meclisi seçilmiş bir yerel organdır.

Belediye Başkanı ayrı bir seçilmiş makamdır.

Bürokrat ise kanun ve mevzuat çerçevesinde görev yapan kamu görevlisidir.

Bu makamların tamamının görevi vardır.

Ama hiçbirinin diğerinin görev alanını tamamen ortadan kaldırma yetkisi yoktur.

İşte asıl mesele burada.

Seçilmiş olmak, bürokratik bütün kararların üzerinde sınırsız yetki sahibi olmak anlamına gelmez.

Aynı şekilde bürokrat olmak da seçilmiş iradeyi yok sayma hakkı vermez.

Sağlıklı olan, iki tarafın da kendi sınırları içerisinde kalmasıdır.

“Kavga” Burdur’a ne kazandıracak?

Korkmaz’ın “Bu kavgayı millet adına veririm” şeklindeki sözleri de dikkat çekici.

Ancak Burdur’un gerçekten ihtiyacı olan şey kavga mı?

Burdur’un ihtiyacı sağlık yatırımları.

Burdur’un ihtiyacı yeni sanayi alanları.

Burdur’un ihtiyacı tarımsal üretimin güçlendirilmesi.

Burdur’un ihtiyacı köy yollarının, içme suyunun, altyapının geliştirilmesi.

Burdur’un ihtiyacı üniversitesinin büyümesi.

Burdur’un ihtiyacı gençlerine iş imkânı yaratılması.

Bunların hiçbirisi siyasi kavga ile gerçekleşmez.

Milletvekili de vali de belediye başkanı da aynı şehir için çalışıyorsa, farklılıkların çözüm yeri kamuoyu önünde birbirini yıpratmak değil, aynı masada oturup çözüm üretmektir.

Valiye de eleştiri yapılabilir

Elbette Vali Bilgihan eleştirilemez değildir.

Tam tersine kamu görevlileri yaptıkları her işlem nedeniyle kamuoyuna karşı hesap verebilir olmalıdır.

Ancak eleştiri ile itham arasındaki çizgiyi de korumak gerekir.

Bir karar yanlışsa neden yanlış olduğu anlatılmalı.

Bir işlem hukuka aykırıysa hangi mevzuata aykırı olduğu ortaya konulmalı.

Bir kamu görevlisinin baskı gördüğü iddia ediliyorsa bunun somut belgeleri kamuoyuna sunulmalı.

Bunlar yapılmadan kullanılan ağır siyasi ifadeler, kamuoyunun gerçek sorunu anlamasını zorlaştırır.

Çünkü bir süre sonra asıl mesele kaybolur, geriye yalnızca siyasi kavga kalır.

Burdur’un valisine sahip çıkmak, hükümete sahip çıkmak değildir

Burada özellikle altını çizmek gerekiyor:

Vali Tülay Baydar Bilgihan’ı savunmak, AK Parti hükümetini savunmak değildir.

Bir kamu görevlisinin görevini hukuk içerisinde yapabilme hakkını savunmaktır.

Yarın başka bir siyasi parti iktidara geldiğinde de aynı ilke geçerli olmalıdır.

Bugün iktidarın valisini savunuruz, yarın başka bir hükümetin atadığı valiyi aynı gerekçelerle savunuruz.

Çünkü mesele kişi değil, kurumdur.

Makamdır.

Devlet geleneğidir.

Burdur kişisel hesaplaşmaların sahnesi olmamalı

Adem Korkmaz’ın açıklamalarının önemli bir kısmı aslında Burdur’daki kamu yönetiminin nasıl işlemesi gerektiği konusunda ciddi bir tartışma başlatıyor.

Bu tartışmadan kaçmamak gerekir.

Ama tartışmayı kişiselleştirmemek de gerekir.

Milletvekili eleştirisini belgeleriyle ortaya koymalı.

Valilik de üzerine düşen açıklamayı yapmalı.

Kamuoyu iki tarafı da dinlemeli.

Sonra gerçek neyse onun ortaya çıkması sağlanmalı.

Çünkü Burdur’un ihtiyacı “kim kazandı, kim kaybetti?” tartışması değildir.

Burdur’un ihtiyacı, devlet kurumlarının uyum içerisinde çalışmasıdır.

Ve bugün Vali Tülay Baydar Bilgihan’a yönelik ağır ifadeler karşısında söylenmesi gereken belki de en önemli cümle şudur:

Bir valiyi eleştirebilirsiniz. Ama kanıtlamadığınız bir iddiayı gerçekmiş gibi sunamazsınız.

Siyaset sert olabilir.

Eleştiri de sert olabilir.

Ama devlet yönetiminde ölçü kaybolmamalıdır.

Çünkü makamlar geçicidir.

Milletvekilleri değişir.

Valiler değişir.

Belediye başkanları değişir.

Bürokratlar değişir.

Burdur kalır.

Ve bu şehir, yöneticilerinin birbirleriyle kavga etmesinden değil; birbirleriyle konuşmasından kazanır.


Serkan Şimşek

Serkan Şimşek

Genel Yayın Yönetmeni

Haberi Paylaş

Serkan Şimşek — diğer yazıları