İçeriğe geç
Serkan Şimşek
Genel Yayın Yönetmeni
Serkan Şimşek

Özboyacı’nın Ankara trafiği ve Vali Bilgihan’ın sessizliği… Burdur’da kriz nasıl geride bırakıldı?

16 Eylül 2026 6 dk okuma 552

Sükûnet Kazandı: Burdur’da makamın ağırlığını taşıyan iki isim.

Burdur son günlerde alışık olmadığı bir siyasi tartışmanın içerisinde kaldı.

Bir tarafta AK Parti Burdur Milletvekili Adem Korkmaz’ın, Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan’la yaşadığı iddia edilen olayın ardından kamuoyuna yansıyan “tehdit” iddiası ve koruma talebi…

Diğer tarafta ise bu tartışmanın siyasetin dışına taşarak, doğrudan AK Parti teşkilatını ve kamu yönetimini de içine alan bir polemiğe dönüşme ihtimali…

Tam da böyle bir ortamda bazı isimlerin daha fazla konuşması beklenirken, iki isim farklı bir yol tercih etti:

AK Parti Burdur İl Başkanı Mustafa Özboyacı ve Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan.

Ve belki de bu sürecin en dikkat çekici tarafı tam olarak burada ortaya çıktı.

Çünkü bazen siyaset, ne söylediğiniz kadar ne zaman susmayı bildiğinizle de ilgilidir.

Ankara’dan gelen mesaj önemliydi

15 Eylül’de AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK toplantısının ardından Burdur’daki Vali-Milletvekili tartışmasına ilişkin açıklama yaptı.

Çelik, konunun AK Parti Genel Merkezi’nde bütün boyutlarıyla ele alındığını belirterek yaşananları “iletişim kazası” ve “iletişim kopukluğu” olarak değerlendirdi.

Daha da önemlisi, tartışmanın parti açısından artık geride bırakıldığını söyledi.

Çelik ayrıca, bu tür meselelerin doğrudan Genel Merkez ve Grup Başkanlığı mekanizmaları içerisinde çözülmesi gerektiğine işaret ederek AK Parti'de teşkilatçılığı bilmeden hareket edilmesi halinde neler yaşanabildiğinin de altını çizmiş oldu.

Bu açıklamanın Burdur açısından siyasi bir karşılığı var.

Çünkü günlerdir kamuoyunda tartışılan mesele artık kişiler üzerinden değil, kurumların kendi mekanizmaları üzerinden kapatılmış oldu.

İşte burada Mustafa Özboyacı’nın son günlerde Ankara’da yürüttüğü temaslar da ayrı bir anlam kazanıyor.

Özboyacı’nın Ankara’daki programının ardından AK Parti Genel Merkezi’nde gerçekleştirdiği görüşmelerin içeriğine ilişkin kamuoyuna açıklanmış bütün ayrıntıları bilmiyoruz.

Ancak burada dikkat çeken bir başka ayrıntı daha var:

Mustafa Özboyacı’nın MYK toplantısı öncesinde AK Parti Genel Merkezi’nde bulunması ve Genel Merkezden "Yuvamızdayız...

Köklerimizden, davamızdan ve ahdimizden aldığımız güçle, asıl evimizde, AK Parti Genel Merkezimizdeyiz.

Siyasette teşkilat kültürü ve aidiyet bilinci bakidir.

Burası sadece bir bina değil; sadakatin, vefanın ve omuz omuza verilmiş kutlu bir mücadelenin ocağıdır. Dün olduğu gibi bugün de liderimizin izinde, milletimizin hizmetindeyiz.

Yuvamızdayız, kararlıyız, hep birlikte sahadayız!" ifadeleriyle paylaştığı görse, yaşanan sürece ilişkin Genel Merkezin MYK toplantısı öncesi kendisinin de görüşlerine başvurulmuş olabileceği ihtimalini çok güçlendiriyor. Özboyacı'nın MYK öncesinde kullandığı dilinde Ömer Çelik'in yaptığı açıklamaya yansımış olması çık muhtemel.

Çünkü MYK toplantısı öncesinde Genel Merkez’de bulunan bir il başkanının, kendi ilinde yaşanan ve doğrudan parti teşkilatını da ilgilendiren böylesine önemli bir gelişme hakkında görüşlerinin alınmış olması siyasi açıdan şaşırtıcı olmayacaktır.

Nitekim hemen ardından AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in, konunun Genel Merkez’de bütün yönleriyle değerlendirildiğini açıklaması da bu zamanlamayı daha dikkat çekici hale getiriyor.

Burada asıl mesele, Özboyacı’nın Genel Merkez’e ne söylediğinden çok, krizin parti içerisinde ilgili kanallar işletilerek ele alınmış olması ihtimali.

Bu da siyasi tartışmanın sokakta, sosyal medyada ya da karşılıklı açıklamalar üzerinden büyümesi yerine, parti içi mekanizmalar içerisinde çözülmeye çalışıldığını gösteren önemli bir işaret olarak okunabilir.

Özboyacı’nın asıl sınavı: Krizi büyütmemek

Bir il başkanının görevi sadece teşkilatının siyasi çalışmalarını yürütmek değildir.

Bazen asıl görev, teşkilatın içerisinde büyüyebilecek bir krizin önüne geçmektir.

Mustafa Özboyacı açısından son süreç tam da böyle bir sınavdı.

Çünkü mesele artık yalnızca bir milletvekili ile bir vali arasındaki görüşme olmaktan çıkmıştı.

Kamuoyunun önünde tartışılan bir meseleye dönüşmüş, AK Parti teşkilatının adı da bu tartışmanın içerisine çekilmişti.

Böyle bir tabloda il başkanının önünde iki seçenek vardı:

Ya tartışmanın bir tarafı olacak ve siyasi polemiği büyütecekti…

Ya da meseleyi teşkilat içerisinde tutup Ankara'nın ilgili mekanizmalarıyla görüşerek çözüm arayacaktı.

Özboyacı’nın tercihinin ikinci yönde olduğu görülüyor.

Bu tercih, siyasi açıdan herkes tarafından aynı şekilde yorumlanabilir.

Ancak teşkilat yönetimi açısından bakıldığında bir gerçek var:

Bir il başkanının kendi partisinin daha fazla yıpranmasını istememesi, krizin büyümemesi için Genel Merkez’le görüşmesi ve çözüm araması görev alanının doğal bir parçasıdır.

Özboyacı’nın burada yaptığı en önemli şey belki de budur.

Krizden siyasi bir avantaj çıkarmaya çalışmak yerine, krizin sona ermesi için Ankara kapısını çalmak…

Çünkü Burdur’un daha büyük meseleleri var

Burdur’un gündemi bir siyasi tartışmadan ibaret değil.

Bu şehir yatırım bekliyor.

Yeni istihdam alanları bekliyor.

Tarımda, sanayide, turizmde ve eğitimde yeni adımlar bekliyor.

Kamu kurumlarının uyum içerisinde çalışmasını bekliyor.

Milletvekillerinin, belediyelerin, valiliğin ve siyasi teşkilatların enerjilerini birbirleriyle mücadeleye değil, şehrin meselelerine harcamasını bekliyor.

Bu nedenle Burdur’da son günlerde yaşanan tartışmanın kapanması, sadece AK Parti açısından değil, şehir açısından da önemli.

Çünkü devlet kurumları ile siyaset arasındaki iletişim bozulduğunda bunun bedelini sadece siyasiler ödemez.

Şehir öder.

Vali Bilgihan cephesinde ise başka bir sınav vardı

Bu sürecin diğer önemli aktörü Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan’dı.

Bir valinin kamuoyu önünde tartışılan bir siyasi polemiğin içerisinde kalması kolay değildir.

Hele ki konu, bir milletvekiliyle yaşanan görüşmenin ardından kamuoyuna taşınmışsa…

Burada makamın ağırlığı devreye girer.

Valilik makamı siyasi bir makam değildir.

Vali, devletin ildeki temsilcisidir.

Bu nedenle böyle dönemlerde verilen her tepkinin, atılan her adımın ve yapılan her açıklamanın yalnızca kişisel değil, makamsal bir karşılığı vardır.

Baydar Bilgihan’ın süreç boyunca kamuoyu önünde polemiği daha fazla büyütecek bir karşılık vermek yerine görevine devam etmesi bu açıdan dikkat çekici ve takdire şayandı.

Üstelik Burdur Valiliği’nin resmi gündeminde eğitim, güvenlik, koordinasyon ve kamu hizmetleri gibi başlıkların çalışmalarının devam ettiği görülüyor.

Bazen devlet yönetiminde en güçlü cevap, yeni bir tartışma başlatmak yerine yatarım ve çalışmalara devam etmek olabilir.

Halkın verdiği mesajı da doğru okumak gerekiyor

Valiye destek amacıyla başlatılan imza kampanyasına ilişkin verilen rakamlar da Burdur’daki toplumsal atmosfer açısından dikkat çekici.

Yaklaşık 32 saatlik bir süre içerisinde 28 bin 873 imzaya ve destekçiye ulaşması da halkın Vali'nin sükûneti ve çalışmasına verdiği desteğin açık bir kanıtıdır.

Ancak bu rakamı bağımsız ve güvenilir bir kaynak üzerinden doğrulayamadığım için kesin bir sayı olarak yazmak yerine, kampanyaya yüksek katılım olduğu yönündeki iddianın kamuoyundaki desteğin bir göstergesi olarak yorumlandığını söylemek daha doğru olur.

Burada asıl dikkat edilmesi gereken sayıdan çok verilen mesajdır.

Burdur insanı siyasetin sürekli kavga üzerinden konuşulmasını istemiyor.

İnsanlar iş, yatırım, üretim ve huzur istiyor.

Bir vali ile milletvekilinin tartışmasından çok, o ilin hastanesinin, yolunun, yatırımının, tarımının, üniversitesinin ve gençlerinin geleceğini konuşmak istiyor.

Bu nedenle kampanyaya gösterilen ilginin arkasındaki toplumsal motivasyonun ayrıca okunması gerekiyor.

Makamın ağırlığı, bazen geri adım değil; ileriye bakmaktır

Bana göre bu sürecin Burdur açısından en önemli tarafı şu:

Kriz büyütülmedi.

Ömer Çelik’in açıklamasıyla AK Parti Genel Merkezi meseleyi “iletişim kazası” ve “iletişim kopukluğu” çerçevesinde değerlendirdi ve geride bırakılmış bir tartışma olarak tanımladı.

Mustafa Özboyacı açısından bakıldığında ise ortaya çıkan tablo, teşkilatın daha fazla yıpranmaması için Ankara ile iletişim kurmanın ve siyasi kanalları işletmenin önemini gösterdi.

Üstelik Özboyacı’nın MYK toplantısı öncesinde Genel Merkez’de bulunması ve bu süreçte görüşlerinin alınmış olabileceği ihtimali, Ankara’daki temasların önemini ayrıca artırıyor.

Tülay Baydar Bilgihan açısından bakıldığında ise devlet makamının ağırlığını korumanın ve tartışmayı daha fazla büyütmemenin önemi ortaya çıktı.

İki farklı makam…

İki farklı sorumluluk…

Ama ortak bir sonuç:

Burdur’un daha fazla gerilime değil, daha fazla hizmete ihtiyacı var.

Özboyacı’nın burada yapması gereken de bundan sonra belli.

Teşkilatı toparlamak.

Kırgınlıkları büyütmemek.

Genel Merkez ile iletişimi güçlü tutmak.

Ve Burdur’da AK Parti’nin enerjisini iç tartışmalara değil, şehrin meselelerine yönlendirmek.

Vali Bilgihan açısından da aynı şekilde…

Makamın gerektirdiği devlet ciddiyetini korumak.

Polemiğe girmemek.

Şehrin işlerine odaklanmak.

Son söz…

Siyasette bazen kazanan, en yüksek sesle konuşan değildir.

Bazen kazanan, krizin daha fazla büyümesine izin vermeyendir.

Burdur’un son günlerde yaşadığı süreçte herkesin söyleyecek bir sözü oldu.

Ama artık söylenecek sözlerden çok yapılacak işler var.

Çünkü Burdur’un Ankara’da daha fazla tartışılmaya değil, daha fazla yatırım konuşulmasına ihtiyacı var.

Burdur’un siyasetçileri birbirleriyle polemik üretmek yerine Ankara’da aynı masada şehrin sorunlarını konuşabildiğinde kazanan bir kişi ya da bir parti olmayacak.

Burdur kazanacak.

Ve belki de bugün yapılması gereken en doğru şey, bu tartışmayı gerçekten geride bırakıp önümüze bakmaktır.

Çünkü makamların gerçek ağırlığı, kriz çıkardıklarında değil; krizleri büyütmeden yönetebildiklerinde anlaşılır.

Serkan Şimşek

Serkan Şimşek

Genel Yayın Yönetmeni

Haberi Paylaş

Serkan Şimşek — diğer yazıları